Çocuk ve Ergen Danışmanlığı

Çocuk ve Ergen Danışmanlığı

Sınav Kaygısı, Ders Başarısı ve Motivasyon

Kaygıyı motivasyona dönüştürme becerileri. Zaman yönetimi ve zamanlama. Konsantrasyon performans verimliliği. Enerjimizi nasıl dengeleyebiliriz? Hedef çalışması ve başarı stratejileri . Hedef süreci planlaması. Derse başlamadan önce yapmamız gerekenler. Okuduklarımızı nasıl anlayabiliriz? Motivasyon egzersizleri nelerdir? Motivasyon sırasında hangi tür müzikler bize etkili olur? Konsantrasyonda en etkili yöntemler nelerdir? Stres yüklendiğimizi hissettiğimizde neler yapmalıyız? Kendimizi ruhsal olarak sınava nasıl hazırlarız ? Ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız? Ailemize ve çevremize davranış tarzımız ne olmalı? Ailemiz ve çevremiz bize nasıl davranmalı?

Öğrenci Koçluğu

Öğrenci koçluğu ile öğrencinin düşünme sistemi olumlu yönde gelişir, öğrenci içsel kaynaklarını daha etkili ve verimli kullanmasını öğrenir. Koçunun rehberliğinde öğrenci, kendini daha iyi tanır, hedefini doğru olarak belirleyip bunu gerçekleştirmek yolunda adımlar atar.
Kötü öğrenci yoktur, sadece kendine ve öğrenme yeteneğine güvenmeyen öğrenci vardır. Hepimizin kendine özgü bir potansiyeli vardır. Bu potansiyeli fark ederek ortaya çıkarmak öğrenci koçluğu çalışmasının özünü oluşturur. Öğrenci Koçu, öğrencinin kendi özbenliğini tanımasını sağlayıp, öğrenme teknikleri, hedef belirleme teknikleri, hızlı okuma ve okuduğunu anlama teknikleri ve diğer uygulama teknikleriyle, öğrencinin yaşama entegre olmasını, yolunu en baştan doğru çizmesini sağlar.

Özel öğrenme güçlüğü

Özel Öğrenme Güçlüğü, bir çocuğun zekası normal ya da normalin üstünde olmasına rağmen, dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade etme, okuma- yazma veya matematik becerilerinde yaşıtlarına ve zekasına oranla düşük başarı göstermesidir. Okuma Bozukluğu, Yazılı Anlatım Bozukluğu, Matematik Bozukluğu ve Başka Türlü Adlandırılamayan Öğrenme Bozukluğu alt gruplarını içerir.

Öğrenme güçlüğü gelişimsel bir sorundur. Öğrenme ve algılama sorunu çocuğun doğumu ile başlar. Eğitim süreci içinde edinilmez. Yaşam boyu süren bir bozukluktur. Dil gelişimi ve kullanımı, konuşma, okuma, yazma, matematik becerilerini etkileyen bir sorun olduğu için, bireyin eğitimini, mesleğini, sosyal ilişkilerini, günlük aktivitelerini, benlik saygısını etkiler.

Kimlik Bocalaması, Ergenlik Çağı Problemleri

Bir genç için bağımsızlık istemek kolay ama bunu elde etmek zordur. Daha da zor olanı, elde edilen bağımsızlığın doğru biçimde, nasıl kullanılacağını bilmek

Çocuklukta öğrendiğimiz her şey, bir gün gelir erişkin dünyasındaki yeni değerlerle karşılaşır. İşte o günün geldiği dönem, ergenlik dönemidir. Eski değerlerle yeni değerlerin karşılaştırıldığı; mesleki, cinsel ve sosyal kimliğin tanınarak oturtulmaya çalışıldığı sırada yoğun çaba harcanır. Bu yoğun çabanın adı, kimlik bocalamasıdır. Kendi kimlik duygumuzu kazanabilmek için, ergenlik döneminde verdiğimiz bu savaş normaldir. Kimi genç, bu savaşı sessiz sedasız verir; kimi gençse fırtınalı bir dönem geçirir ama yine de bu savaşı verir. Bu savaş sırasında anne babalarla, toplumla çatışmalara girilir. Çünkü genç, anne babadan kopmaya, bağımsızlaşmaya, kendi toplumsal beklentilerini yapılandırmaya çalışmaktadır. Eğer bunu yapmazsa, sağlıklı bir şekilde erişkinler dünyasına katılamayacaktır. Bağımsızlık istemek kolay ama bunu elde etmek zordur. Daha zor olanı, elde edilen bağımsızlığın doğru biçimde, nasıl kullanılacağını bilmektir.

GENÇLERİN UYUM SORUNU

Özdeşim döneminde, babasına ve annesine benzemeye çalışan çocuk, özdeşim yoluyla kimlik oluşturur. Ergenlikte, artık varlık göstermenin şekli, onlarla övünmek değil, onlardan daha iyi olabilmektir. Kimi gençler, ailelerinin tüm olanaklarını kullanarak kendini kanıtlar. Kimileri ise kendini kanıtlamanın yolunun, ailelerinin verebileceklerini tümüyle reddedip, farklı şeyler yapmak olduğunu düşünür. Bu seçim, zor ve acı verici olabilir. Ailenin gence karşı tutumu, bu bunalımın şiddetini etkiler. Onun bu arayışına izin vermeyen ya da anlamayan ailenin engellemeleriyle, küçümsemeleriyle, “Her şeyi biz biliriz!” tavırlarıyla bu normal gelişimsel dönem, fırtınalı geçebilir. Hiç engellemeyen ama destek ve yol göstermeyen aileler ise fırtınaya tutulmaz belki ama genç çocuklarının içindeki fırtınadan haberleri de olmaz. Bazı gençlerde, kimlik bunalımı ağırlaşır; uyum, yavaşça bozulur. Artık söz konusu olan kimlik karmaşasıdır. Bir türlü atlatılamayan bir belirsizlik ve çalkantı sürer gider. Gerçek hiçbir karar veremez, seçim yapamaz. Bu karar verememe ve seçim yapamama durumu, meslekten cinsel kimliğe dek uzanır. Anne babasının, toplumun hatta kendisinin bile beklentilerine ters gelen davranışlar içine girer. Başkaları gibi olmaktan nefret eden genç, onlara benzemek istemez; ama ne olmak, kim olmak istediği sorusunun yanıtını da bulamaz. Bu kimlik karmaşası, değişik ruhsal sorunlara neden olur. Kuşkucu, alıngan, anlaşılmadığını ve haksızlığa uğradığını düşünen genç, yaşamın tadını çıkaramaz olur. Sağlıklı çözüm, karmaşa yaşayan gencin, uygun danışman ve tedaviyle iyileşmesi, kimliğini tamamlamasıdır. Ama bu her zaman mümkün olmaz. “Gençlik döneminde olur böyle şeyler,” diyerek hekime ulaşamayan ya da aileleri tarafından fark edilip ele alınamayan kimlik karmaşaları, farklı şekillerde sonlanır. Bir sonlanış, olumsuz kimlik oluşturmaktır.

Sosyal Uyum Problemleri

Sosyal uyum sorunları; ergenlikten yaşlılığa kadar kişinin ikili ilişkilerde ve topluluk içinde rahatsız hissetmesi ve hatta bazı fiziksel belirtiler göstermesidir. Aslında tam ve tamam olan kimlik ve kişilik yapısına rağmen ve iyi bir eğitim almış olmasına rağmen kişi bu tip bir sıkıntıya anlam veremez. Temelde güvensizlik hissi, insanlar tarafından izleniyormuş duygusu, davranışlarını kontrolde zorlanma, kaçınma, katılımı reddetme gibi değişik duygusal ve düşünsel tepkiler ortaya çıkar. Fiziksel olarak ateş basması, kalp çarpıntısı, boğuluyormuş hissi, el ve ayaklarda çekilme ve uyuşmalar, bağırsak

hareketlerinin artması gibi çeşitli fiziksel belirtiler gözlenebilir.

Öfke, Saldırganlık Problemleri

Öfke istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen doğal ve insani bir tepkidir. Öfke duygusuyla baş edebilmek için kullanılan işlevsiz yollar vardır; içe alıp bastırmak ve diğeri de dışa vurmak. İçe atmada, saldırganlığınızı kendi içinize yönlendirirsiniz ve öfkeyi yutarsınız. Dışa vurmada ise kontrolsüz biçimde öfkeyle ilgili dışa vuran davranışlarda bulunabilirsiniz. Ancak bu ikisinin de çok sağlıklı yollar olduğu söylenemez. İçe atılan öfke, kişiyi suçluluk ve depresyon gibi farklı duygulanımlara götürebilir. Dışa vurulan öfkenin derecesi ve sıklığı ise kişinin çevre ile olan ilişkilerini zedeleyebilir. Kişi istemediği zamanlarda dahi öfkesini kontrolsüz biçimde ortaya koyar ve bu dışavurum bir rahatlama ve deşarj getirmez, aksine kontrol dışı hissi vererek, çevredekilere zarar vermenin getirdiği suçluluk ve pişmanlık duygularıyla çözülmesi gereken başka bir probleme dönüşür.

Öfke kontrolü, öfkeyi doğru yere ve doğru ifade etme becerisini kazanmaktır. Öfke kontrolünde temel amaç; saldırganlıktan uzak, şiddet içermeyen, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde duygusunu ifade etme becerisini kazanmasıdır. Amaç bireyin hiç öfkelenmemesi değildir. Bunun için psikoterapide de kişinin öfkesini neyin tetiklediğini bulmaya, kontrol edilemez hale gelmeden başa çıkmasına ve doğru ifadesini sağlamaya yardım etmek esastır.

Bir insanın öfke kontrolü sorunu yaşadığı nasıl anlaşılır?

Öfke oldukça kuvvetli ve kontrolü kimi zaman zorlaşabilen bir duygudur. Öfke duygusunun da diğer duygular gibi dereceleri vardır. Çok basit ve hemen geçebilen bir sinirlenmeden, kişinin çevresindekilere veya kendine zarar verebileceği şiddetli duygulara kadar uzanır. Öfke duygusuna genelde fizyolojik duyumlar da eşlik eder. Örneğin, nefes alıp vermek sıklaşır, kalp atışları hızlanır, kan basıncı artar. Kişi öfkelendiği zaman, kendisini ve davranışlarını kontrol etmekte zorlanıyor, daha sonra onaylamayacağı söz ve davranışlarda bulunuyor, çevresindeki nesne ve kişilere fiziksel şiddet uyguluyor, tüm bunlar mesleki ve sosyal işleyişini olumsuz etkiliyorsa öfke kontrol problemi yaşıyor denebilir. Ayrıca kişi bu öfke kontrol problemi yüzünden yasal zorluklar da yaşayabiliyor. Doğru ifade edilemeyen öfke, zamanla fiziksel bazı şikayetlere de sebep olabilir

Öfke kontrol problemi oldukça sık görülen bir durumdur. Her yaştan ve her kesimden yetişkinlerde olduğu gibi çocuk ve ergenlerde de görülebilir. Öfke kontrol problemi yaşayan kişilerin genellikle davranışları nedeniyle kişiler arası ilişkileri, aile içi ilişkileri zedelenmiş olabilir. Tek başına öfke kontrol problemi yaşanabildiği gibi, başka ruhsal problemlere de eşlik edebilir. Ayrıca öfke kontrol problemi yaşayan kişilerde fiziksel bazı şikayetler de görülebiliyor. (baş ağrısı, mide şikayetleri gibi.)

Öfkeyi tamamen kontrol altına almak mümkün mü?

Öfke kontrol problemi ile çalışırken amacımız öfkeyi tamamen yok etmek değil aslında. Öfkeyi kişinin normal ve sağlıklı sınırlarda, duyumsaması ve buna bağlı davranışlarının da kişinin kontrolünde olması hedeflenen bir durum. Öfke kontrol problemi ile çalışırken, duygusal ve davranışsal düzeyde değişikliği amaçlıyoruz, bu da bir uzman tarafından gerçekleştirilen psikoterapi yöntemiyle sağlanabiliyor.

İnsanın öfkesini ya da duygularını kontrol edememesinin nedeni ne olabilir?

Bilişsel kurama göre, öfke duygusu diğer tüm duygular gibi düşünceleri izler. Kişinin olaylarla ilgili çarpıtılmış düşünceleri ya da işlevsel olmayan yorumları yaşanan olumsuz duygunun şiddetini

arttırır. Bu ortaya çıkan yoğun duygu da şiddeti arttıkça daha zor kontrol edilir hale gelir. Ortaya kontrol edilemeyen davranışlar çıkabilir. Öfkeye başka açılardan bakmak da mümkün ve yararlıdır. Örneğin psikoanalitik terminolojiye göre öfke, bireyin saldırganlık dürtülerinin bir parçasıdır. Bireyin öfke ifadesi bilinçdışındaki bir çatışmaya işaret edebilir. Öte yandan Gestalt yaklaşımı kişinin, yapmak için kendi kendine izin vermediği bir şeyi, bir başkası yaptığında öfke duygusunun doğduğunu söyler. Öfke problemi bazen duyguların aşırı kontrolü içermesi, stres üretilmesi, kontrol altına alınmaya çalışılması, bunun sonucunda da kişiler arası çatışmalara neden olması şeklinde tanımlanır. Patlamalar şeklinde ortaya çıkan öfke duygusu, acı, korku ve utanç gibi duyguları saklamak için kullanılan savunucu bir duygu olabilir.

Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği Problemleri

DEHB ya da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (en:ADHD) toplumun yüzde 3-5’ini etkileyen ve sıklıkla nörolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu olarak kabul edilir. Bu bozukluk tipik olarak kendini çocukluk çağında dikkatsizlik ve/veya aşırı hareketlilik (hiperaktivite), unutkanlık, tepkilerin kontrolsüzlüğü yahut ani ve dürtüsel tepkiler ve kolayca başka şeylere sapma olarak gösterir. Genellikle Dikkat eksikliği bozukluğu (DEB) olarakta anılır (en:ADD) ancak aslında bu ADHD’nin bir şeklidir.

Çocukluk döneminde başlar, ergenlikte şekil değiştirerek devam eder. 4-5 yaşlarında farkedilir ve 7 yaşından sonra başladığı görülmez. Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür. Erkek çocuklarda genellikte hiperaktivite ve impulsivite belirtiler ön planda iken, kız çocuklarında daha çok dikkat eksikliği belirgindir.

1 Dikkat eksikliği (ergenlerde)
Dikkat süresi kısa ve dikkat kalitesi yetersizdir.

2 Aşırı hareketlilik (ergenlerde)
Kıpırtılı olmak, yaşıtlarına göre fazlaca hareketi olmak olarak tanımlanabilir. Erken çocukluk döneminde, ergenlikte görülebilir. Aşırı hareketlilik, kıpırtılık, aşırı ağır hareket etme (hipoaktivite), hareketlerde biraz kontrolsüzlük, sosyal ortamlarda sorun yaşama (ergenlerde); bilinen en bariz belirtileridir.

3 Dürtüsellik
Sonunu düşünmeden eyleme geçme olarak tanımlanabilir. Sabırsızlık, sırasını beklemekte güçlük çekmek, yönergeleri dinlememek, kuralları sevmezlik, kurallara ve otoriteye karşı gelmek en belirgin belirtileridir. Düşüncelerine göre hareket etmeyi sever ve yeğlerler. Ani öfkelenirler, tehlike ve macerayı severler, riskli eylem ve hareketleri severler. Bu tür davranışlar ergenin sosyal uyumunu bozar. Yetişkin bireyler de ise bu dürtüsellik bastırılsa bile arka planda çok büyük bir rahatsızlık verebilir, bunun sebebi ise dürtüselliğin boyutunun artması(neredeyse avcı bir hayvan içgüdüsüne yaklaşması)’dır.

Saç/Kaş/Kirpik Yolma Davranışı Nedir?

Saç yolma davranışı, saç, kaş, kirpik ya da diğer vücut kıllarını koparmak için giderek artan istek ve gerginlik ile, yolduğu zaman yerini kısa süreli rahatlamaya bırakan trikotillomani diye isimlendirilen bir rahatsızlıktır. Trikotillomani sözcük yapısı bakımından üç kelimeden oluşmaktadır: Saç (thrix), çekme (tillein) ve mania (mani, duygusal taşkınlık). Dürtü kontrol bozukluklarının içinde yer almaktadır.

Saç/Kaş/Kirpik Yolma Davranışının Görülme Sıklığı ve Yaygınlığı Nedir?

Genellikle ergenlik döneminde kadınlarda erkeklerden 5-10 kat daha fazla, erken erişkinlikte ise kadın ve erkekte eşit oranda görülmektedir. İlk saç yolma davranışı, sıklıkla 12 yaşlarında ortaya çıkmaktadır.

Saç/Kaş/Kirpik Yolma Davranışına Hangi Bozukluklar Eşlik Etmektedir?
Saç yolma davranışına sık olarak depresyon, kaygı bozuklukları, alkol ve madde kullanımı, diğer dürtü kontrol

bozuklukları eşlik etmektedir. Saç/Kaş/Kirpik Yolma Davranışı ve Aile

Çocukken ailesinden ayrılan, aile fertlerinden birini kaybeden kişilerde saç/kaş/kirpik yolma davranışı daha sık gözlenmektedir. Saç yolma davranışı olan ailelerde aşırı mükemmeliyetçi, eleştirici, reddedici annelerin yanı sıra, duygularını belli etmeyen, pasif babalara sık rastlanmaktadır.

Saç/Kaş/Kirpik Yolma Davranışı ve Tedavisi

İlaç Tedavisi
Hastalığın belirtilerini hafifletmektedir. İlaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte uygulanması ise en etkili tedavi yöntemidir.

Psikoterapi
İnsanlar, çocuk ya da yetişkin olsun hiçbir neden yokken saç/kaş/kirpik yolma davranışları içine girmezler. Bu tür davranışlar kişinin farkında olmadığı altta yatan duygusal gerilimle ilişkilidirler. Kişi bu davranışları yaptığında bir nevi rahatlama yaşar. Bunlar kompulsif türden davranışlardır. Nasıl ki temizlik takıntısı olan bir kişi ellerini yarım saat yıkamadan rahat edemiyorsa, yolma davranışı gösteren kişiler de yolmadan rahat edemezler. Bu tür kompulsif davranışların zeminlerinde hemen hemen her zaman belirli bir duygusal gerilim hali söz konusu olduğundan, bu gerilimin kaynağını bulup çözmek gerekir.

Gerilim kaynağı pek çok şey olabilir. Mevcut ya da geçmişte olmuş olan aile içi sorunlar, cinsel taciz, fiziksel şiddet, ailevi baskılar yolma sorunları olan kişilerde en çok rastladığımız durumlardır. Nedenler belirlenip EMDR yöntemi ile çalışıldığında çok kısa sürede bu davranışlar sönmektedir. Eğer mevcut bir travmatik durum varsa ve bu aile içinde yaşanan olumsuzluklar ilişkiliyse bireysel EMDR uygulamasının yanı sıra aile ile de çalışmak gerekir.

• Aile aşırı disiplincidir. Çocuk bu katı tutuma tepkisini uykuya direnerek gösterebilir.

• Çocuğun odası rahatça uyumaya elverişli değildir. Ev aşırı gürültülü ve havasız olabilir.

• Baba eve geç geliyorsa, çocuk onunla daha çok birlikte olabilmek için uyumaz.

• Çocuk gündüz uykusunu alır ve gece daha az uyur.

• Bazı dönemlerde çocuklarda uyku bozuklukları sıktır. Örneğin yeni yürümeye başlayan çocukların uyku düzeni bozulmaktadır.

• Çocuğun odasının ya da yatağının değiştirilmesi uyuma güçlüğüne neden olabilir.

• Kimi çocukların günlük uyku gereksinimi azdır. Sabah geç kalkan çocuğun akşam erkenden uykusu gelmez.

• Çoğu evde, akşam saatleri yaşanan canlılık çocuk için çekicidir.Televizyon seyredilir. Çocuk bu her zaman bulamadığı bu ortamdan ayrılmak istemez.

• Kimi çocuk uyumayı annesinden ayrılma olarak değerlendirir ve bunun sıkıntısını duyar. Bu daha çok aşırı anneye bağımlı çocuklarda görülür.

• Çocuk enerjisini bir biçimde boşaltmalıdır. Bunun da en iyi yolu türlü oyunlardır. Hareketli oyunlar, koşma, top oynama vb. çocuğun enerjisini boşaltarak sakinleşmesine yol açar. Eğer çocuk gündüz oynadığın oyunlarla boşalmamışsa, uykuya dalmada güçlük çekebilir. Ancak, unutmayın uyku saatine yakın oynanan hareketli oyunlar da çocuğun uykusunu kaçırır.

• Aşırı sıcak ve soğuk rahat uyumaya engeldir. 170C nin altı ve 24oC ’nin üstü uyku için uygun değildir.

Alt Islatma (Enurezis enkopresiz)

Tuvalet eğitiminde izlenen yanlış yollar çocuğun normal olarak atlatabileceği tuvalet alışkanlığını sekteye uğratabilir. Örneğin, tuvalet eğitimine erken başlama ve ebeveynlerin bu konudaki aşırı baskıcı tutumları alt ıslatma sorununa sebep olabilir. Gelişimsel olarak çocuklar 2-3 yaşlarında mesane kaslarının kontrolünü kazanırlar. Gece ise bu yaş aralığı 3-4 yaşlarında seyreder. Bununla birlikte 5 yaş üzeri çocuklarda uyku sırasında ya da gün içerisinde istemsizce alt ıslatma sorunu üç ay süre ile haftada iki kez görülüyorsa enürezis’den (alt ıslatma sorunu) söz edilebilir. Gündüz alt ıslatma sorunu görülüyorsa diurnal enürezis; gece alt ıslatma sorunu görülüyorsa nokturnal enürezis tanısı konur. Nokturnal enürezis daha çok erkek çocuklarda, diurnal enürezis ise daha çok kız çocuklarında görülmektedir. Alt ıslatma sorununun yaygınlık düzeyine baktığımızda ise 5 yaşındaki çocuklarda %10; 8 yaşındaki çocuklarda %4, ve 12-14 yaş arası ergenlerde %1 oranında seyreder. Genel olarak erkeklerde görülme sıklığı kızlara göre daha fazladır. Psikososyal etmenler arasında, baskıcı ebeveyn, aile içi iletişim problemleri, sosyal beceri eksikliği ve sosyoekonomik düzey büyük rol oynar. Çocuk psikiyatrisi ve pedagoglara başvurulan en yaygın problemlerden biri olarak görülür.

Altını Islatmanın birden fazla nedeni olabilmektedir: 1. Biyolojik Faktörler

•Genetik yatkınlık
•Fizyolojik sorunlar (mesane fizyolojisi)
•Uyku problemleri (derin uyku)
•Gelişimsel sorunlar (motor gelişimi ve dil gelişiminde gecikme, kemik yaşında gecikme, ergenlikte gecikme) •Hormonal faktörler (Anti-diuretik hormonun gece salınımının devam etmesi alt ıslatma sorununu tetiklemektedir)

2. Psikososyal Faktörler

•Tuvalet eğitimi: Tuvalet eğitimine erken başlama, katı tuvalet eğitimi ve anne-babanın baskıcı ya da kayıtsız tutumları alt ıslatma sorununu tetikler). Tuvalet eğitimine başlangıç için en uygun yaş 2.5 yaştır. Bu dönemde çocuk belli aralıklarla tuvalete götürülür ve tuvaletini uygun yere yapması istenir.
•Travma: Aile düzenindeki değişimler, boşanma, kayıp ve yas gibi durumlarda çocukların duygusal durumunu etkileyebildiği gibi enürezis’i de tetikler. Çocuğun etkisi altında kaldığı olaylara tepkisi bu şekilde kendini gösterir. Bununla birlikte kardeşin dünyaya gelmesi ile birlikte çocuklarda gerileme olarak enürezis görülebilir.

Altını Islatan Çocuğa Yaklaşım:

•Bu durum bir çok çocukta sık görülür. Bu yüzden çocuğun bu durumdan ötürü küçük düşürülmemesi ve utandırılmaması gerekir.
•Altını ıslatan çocuğu cezalandırmak, kabullenmemek uygunsuz ve etkili olmayan bir yöntemdir.
•Çocuğun dikkati probleme yoğunlaştırılmadan bu sorunun üstesinden gelmesine yardımcı olunmalıdır. Örneğin evde sürekli “tuvalet” kelimesini kullanan ebeveynlerin bu baskıcı tutumu problemin ortadan kalkmasının aksine çocuğun tepkisel davranmasına sebep olabilir.

•Başarısızlıklar sonucu çocuğu cezalandırma ya da eleştirmeye başvurulmamalı, başarılı olduğu durumlarda davranışın kalıcı olması adına pekiştireç kullanılmalıdır.

a. Motivasyon Teknikleri:

Kayıt tutma ve ödüllendirme: Enürezis tedavisinde takvim tutma ve ödüllendirme teknikleri hem çocuğun motivasyonunu arttırmakla birlikte sorumluluk bilincini geliştirmekte yardımcı olur. Sıvı kısıtlanması ve gece uyandırma: Akşam yemeğinden sonra alınan sıvının kısıtlanması uyku sırasında idrar miktarını azaltabilir.
b. Mesane Jimnastiği: Mesane Eğitim Eksersizleri: idrar yapma sıklığı ve atılan idrar miktarı birkaç gün izlenerek bir baz elde edilir. Bunun için çocuğun, küçük bir plastik kaba idrarını yapması ve ailesinin bunu iki üç gün süreyle ölçmesi ve sıklığını kayıt etmesi istenir. Sfinkter Eğitim Eksersizleri: Çocuktan gündüz idrarını yaparken birçok defa aniden kesmesi ve tekrar yapması istenir. Bu egzersiz çocuğun idrar kontrolünü sağlayan yöntemlerdendir. Daha çok 9 yaş üstü çocuklarda bu yöntem uygulanabilir.

c. İlaç Tedavisi:

Genellikle ilaç tedavisine; davranışçı yöntemlerin bir ay süreyle uygun şekilde uygulandığı fakat sonuç alınamadığı vakalarda başlanır. İlaçların çoğunlukla altı ay süre ile kullanılması önerilmektedir.
İlaç tedavisi ile ilgili önemli bir husus da, tek başına bu tedavinin enürezisi tedavi etmeyeceğidir. İlaç kullanımı ile birlikte psikolojik ve sosyal desteğin devamlılığı önemlidir. 5-6 yaşından önce tedaviye başlamak nadirdir. Bu yaşlardan daha küçük alt ıslatma sorunu olan çocuğu olan ebeveynlere problemlerine çözüm bulmak için psikoeğitim desteği verilir. Fakat 6 yaşından büyük olanlar daha aktif yardıma ihtiyaç duyarlar.

Tırnak Yeme, Parmak Emme

– Üzüntü, Sıkıntı, Stres
– Kaygı, Korku, Gerilim
– Değersizlik ve Güvensizlik – Aile-içi iletişim sorunları

Tırnak Yeme – Parmak emme davranışı :

Tırnak yeme, çocuğun yaşamında hangi dönemde ortaya çıkmış olursa olsun

kesinlikle bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilir. Tırnak yeme davranışının altındaki en önemli psikolojik

sorun çocuğun aileden ve çevreden yeterli ve gerekli psikolojik doyumu sağlayamamasıdır. Tırnak yeme davranışı

incelendiğinde, belli başlı bazı duygusal sebepler ortaya çıkar. Bunlar;

– Saldırganlık, Öfke

Doyurulamamış, boşaltılamamış, yaşanamamış duygular vardır bu sorunun temelinde… Örneğin, anne ve babasından

uzun süre ayrı kalan ya da anne ve babadan yakın ilgi ve sevgi görmeyen çocuk tırnağını yiyebilir. Yakın çevresine kızan,

onlara karşı öfke duyan çocuk tırnak yeme davranışını sergileyebilir. Çok sevdiği bir yakınını kaybeden çocuk, üzüntüsü

nedeniyle bu tırnak yeme davranışına yönelebilir. Okulda, ailede korku yaşayan ve cezalandırılma kaygısı taşıyan çocuk

tırnak yiyebilir. Aile içi şiddet, yaşanan huzursuzluklar, boşanma ve ayrılıklar da sorunun ortaya çıkmasına neden

olabilir.

Kendine güveni olmayan çocuklarda tırnak yeme davranışı daha çok gözlemlenebilmektedir. Çocuklukta, ergenlik

döneminde

tırnak yeme çok sık karşılaşılan bir sorundur. Bundan dolayı aile ve çevre tarafından normal karşılanan bir

davranıştır. Bu davranış çocukluk ve ergenlik döneminden sonra da, yetişkinlik döneminde de devam edebilir. Okul veya

iş hayatında, tırnağını yediğini gizlemeye çalışan, ancak bu davranışı bırakamadığı için de daha fazla gerginlik yaşayan

birçok insan vardır.

Sadece bu durum bile, kişide gerilim, suçluluk ve öfke duygularına yol açabilir. Bundan dolayı,

davranış iyice kalıplaşmadan, erken dönemde kesin bir çözüm bulunmalıdır. Tırnak yemede sorunun ortaya çıkmasına

sebep olan faktörleri bulup, onları ortadan kaldırmak en kalıcı ve doğru çözümü sağlar.

gerekli önlemleri alabilmek için bir psikologlardan yardım almalıdırlar. Tırnak yiyen kişi çoğu zaman tırnak yediğinin

Anne ve babalar, uzun süren

tırnak yeme davranışıyla karşılaştıklarında, bunun altında yatan psikolojik faktörlerin neler olabileceğini öğrenmek ve

farkında değildir. Maç seyrederken, bir dizi izlerken, bir şeye odaklandığı zaman bir de bakar ki tırnaklarını yemiş…

Bazıları tırnağını yutarken, bazıları da koparıp tükürür. Yine bazıları yalnızca tırnağını yerken bazı kişiler tırnak etlerini de

yerler yada koparırlar.

Tırnak yiyen çocuklara kızmak, devamlı hatırlatmak, yasaklar koymak doğru değildir. Çünkü çocuk bu tür davranışları

çoğu zaman farkına varmadan yapar. Bu bilinçaltının yönlendirmesi ile gerçekleşir. Bilinç tırnak yemede genelde devre

dışıdır. Ailelerin bu sorunu ortadan kaldırabilmek için başvurduğu geçici ve sağlıksız yöntemler davranışın daha fazla

pekişmesine, veya yeni uyum ve davranış sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bu hatalı yöntemler, tırnağa biber

sürme, oje sürme, çocuğun parmaklarına boya, uhu gibi maddeler sürme; elleri bağlama; ceza verme; aşağılayıcı,

suçlayıcı veya engelleyici ifadeler kullanmadır. Tüm uyum ve davranış bozukluklarında olduğu gibi, tırnak yemede de bu

tip yöntemler sağlıksız ve sakıncalıdır.

Parmak Emme…

Parmak emme, çocuklukta herkeste görülen bir davranıştır. Bu davranış çocuklarda herhangi bir psikopatolojik etken

olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgu olarak kabul edilir. 1 yaşın sonuna kadar emme, bir çocuğun yeme ve

içmesi için tek ve esas yoldur. Çocuk bu zaman diliminde oral dönemi yaşamaktadır ve eline geçen her şeyi

emmek,ağzına almak ister.

Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni yeni doğan

bebeklerin parmak emmeyi daha anne karnında öğrenmiş olmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden

birinin emme refleksi olmasıdır.

Bebeklerin zaman içinde parmak emmeyi; oyuncaklarına, battaniyelerin uçlarına ya da çeşitli eşyalara genelleştirdikleri

görülür. Ebeveynlerin çoğunluğu parmak emmenin sebebinin açlık olduğunu düşünürler. Oysa bu emme %50’den %90’a

varan yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür.

1 yaşındaki çocukların %50’ye yakın bir kısmı parmaklarını emerler. 2,5 -3 yaşlarında parmak emme hala devam

ediyorsa ve vazgeçirmek için aile tarafından belli çabalar devreye giriyorsa, bunlar çocuk tarafından dirençle karşılanır.

18-21 aylık çocuklar döneminde en yüksek seviyeye çıktığını gördüğümüz parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması

beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde, parmak emmenin zararının olmadığını, ancak

süregelmesi halinde, dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır.Burada şunu da söylemekte fayda var.Bazı

aileler sırf hoşlarına gittiği için çocuklara emzik vermektedirler.Çocuk uzun süre bu yalancı emziği kullanmaktadır.Parmak

emme için geçerli zararlar emzik içinde geçerlidir.

Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın takınacağı en sağlıklı tutum, olayı telaşa kapılmadan sabırla

karşılamak ve sürekli ilgilenip, uyarmaktan kaçınmaktır. Çocuklara bu hareketlerinden dolayı şiddet hareketleri

uygulanmamalı ve çocuk batıl, boş, gereksiz fikirlerle korkutulmamalıdır.

Parmak emme davranışı

5-6 yaşından sonra devam ediyorsa bir uzmandan yardım alınmalıdır..

Tırnak Yeme Alışkanlığı

Tırnak yeme davranışı, erken dönemlerden itibaren çocukta gözlenebilecek bir durumdur. Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir.

Nedenleri olarak da;

-Ailede tırnak yiyen bir modelin oluşu,

-Çocuğun sürekli eleştirilerek azarlanması,

-Kıskançlık,

-Yetersiz ilgi,

-Travmatik etkisi olan bir olay,

-Ev veya okul ortamında bulunan gerginlik,

-Korkular,

-Ailenin baskıcı otoriter tutumu sayılabilir.

Çocuğun anaokuluna başlaması da kaygı ve stres yaşamasına neden olduğu için tırnak yeme davranışı, bu gerginliğinin habercisi olabilir.

Okul öncesi dönemde, çocuk birçok davranışı taklit yolu ile öğrenir. Tırnak yeme davranışını da ailedeki bir bireyden veya arkadaşından görmüş ve taklit ediyor olabilir. Bu nedenle, çocuğun yaşadığı bu durumu değerlendirirken, bu davranışı taklit yoluyla öğrenip öğrenmediğini de incelemek gerekir.

Tırnak Yemeyi Önleyici Tutumlar:

-Çocuğun neler yaşadığına dair fikir sahibi olmalıdır,
-Tırnak yeme davranışının altındaki gerginlik ve kaygı durumları çocukla konuşulmalıdır,

-Aile bireyleri çocuğun bu davranışı ile ilgili kaygılarını çocuğa yansıtmamalı ve olumlu bir yaklaşım içinde olmalıdır,

-Çocuk tırnak yemediği zamanlarda olumlu geribildirimler (teşvik eden sözler vb.) verilmelidir, çocuğun gururu okşanmalıdır,

-Tırnak yemenin onu ne denli çirkin yapabileceği telaşsız bir biçimde anlatılmalıdır.

-Özellikle kız çocuklarına manikür malzemeleri alınarak, tırnaklarının manikürlü ve yenmemiş biçimleri onlara gösterilmelidir.

Yalan Söyleme Yalan Söyleme Davranışı

Yalan söylemek, bir hatayı gizlemek için gerçeğe uygun olmayan bir girişimde bulunmaktır. Yalanın amacı, başkalarını yanıltmaktır. Kasıtlı biçimde gerçeğe sadık kalmama küçük bir çocukta doğaldır ve bu tür yalan çocuğun eğlenmeyi sevmesinin ya da cezalandırılmaktan korkmasının bir sonucudur. Öykü uydurmak ve taklit oyunu yalan söylemek değildir ve bunu engelleyici hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.

3-4 yaş çocuklarının sık sık söylediği yalanlar sözde yalanlardır. Bu yalanlar çocuk için oyun niteliği taşır. Sözde yalanlar çocuk düşüncesinin kendiliğinden ve özgün ürünleridir. Çocuk, psikolojik gereksinmeleri nedeniyle gerçek dışı fikir, bilgi, söz ya da hayallere sığınabilir, kurduğu hayalleri gerçek gibi kabul eder.

Çocuğun gerçek ile gerçek olmayanı ayırt edebilmesinden sonra yalanın süregelmesi halinde, yalanın temelinde çevreyle olan olumsuz ilişkiler yatıyor demektir. Burada çocuk bilerek ve isteyerek çevredekileri yanıltmaktadır.

Çocukta yalanın alışılmamış biçimde sıklığı bir duygulanım bozukluğunun işaretidir. Patolojik biçimde yalan söyleyen çocuk çevreye karşı kayıtsızdır, duygusal ve ahlaki bakımdan olgunluğa ulaşmamıştır. Çocukta yalanın sürekli devam etmesi ve sürekli hırsızlıkların ortaya çıkışı alarma geçilmesi gereken durumlardır.

Çocuğun Yalan Söylemeyi Öğrenmesi

Çocuğu yalana iten en önemli yol taklittir. Arkadaşlarını taklit ederek yalan söyleyen çocuk bu davranışın cezadan kurtulma gibi avantajları olduğunu saptar ve yalan söylemeye devam eder.

Yetişkinleri taklit de çocuğa yalan söylemeyi öğretir. Yetişkinlerin kendi aralarında ya da çocuğa yalan söylemesi hatta daha önemlisi çocuktan yalan söylemesini istemesi çocuğa yalan söylemeyi öğreten önemli bir etkendir.

Çocuk çekindiği için de yalan söyleyebilir. Burada heyecana kapılma önemli rol oynar.

Bazen de çocuk kendisine fazla karışılması nedeniyle yalan söyler. Çocuğun dünyasına ait her şeyi öğrenmek isteyen bir yetişkin, çocuğa kendini zayıf hissettirir ve yalana başvurmasına yol açar.

Yalan söyleme alışkanlığını nasıl değiştirmeli?

Bu alışkanlığı değiştirmek için öncelikle çocuğun ne tür yalan söylediği iyi anlaşılmalıdır.

Küçük çocukların söylediği ‘sözde yalanlar’ bir sorun olarak algılanmamalıdır, ancak önceden çocuğa doğru söylemenin övülmeye değer bir davranış olduğu benimsetilmelidir.

Küçük yaştaki çocukta kasıtlı yalanlar varsa, doğruyu söylemezse ona ne zaman inanılacağının bilinmeyeceğini söylemek gerekir.

Yalan söyleyen çocuğa sık sık yaptıkları ya da gördükleri anlattırılmalı, kendini ifade etmesi için teşvik edilmelidir. Artık yalan söylemediği saptanınca, eğitimde doğru söylemenin gerekliliği üzerinde yeniden durulmalıdır.

Önemli olan çocuğu yalana itecek durumları önlemektir.
Yetişkinler çocuğa iyi birer örnek olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki çocuk yalanı ilk sosyal çevresi olan ailedeki bireyleri taklit yoluyla öğrenir. Nasıl bir çocuk görmek isteniyorsa öyle bir ebeveyn olunmalıdır.

Kardeş Kıskançlığı

İnsan doğasında var olan kıskanma duygusu, çocuklarda genellikle kardeş doğumu ile gün yüzüne çıkar. “Bir kardeşim olsun, kardeş istiyorum’’ diyerek anne babasını bıktıran bir çocuk bile kardeşinin doğumundan sonra kıskançlık belirtileri gösterebilir. Günümüzde anne babaların belki de en çok şikâyet ettikleri konuların arasında kardeşler arasında kıskançlık ve bunun oluşturduğu sorunlar gelmektedir. Yeni bir kardeşin gelmesi eve yeni bir

bireyin gelmesi demektir. Ve bu birey evdeki tüm dengeleri değiştirecek, anne babanın tüm vaktini alacak, misafirlerin tüm ilgisini hiçbir şey yapmadan üzerine çekmeyi başaracaktır. Bu, rekabet anlamına gelmektedir. Bu rakip anne babayı çocuktan uzaklaştıran ve istenmeyen biridir. Çocukta doğal olarak ortaya çıkan bu durum anne babanın hatalı tutumları ile bir sorun haline dönüşebilir. Çocuk kıskançlık duygusu yaşamaktadır ve artık iyi de bir gözlemcidir. Kendi duygusunu, düşüncesini destekleyen kanıtlar aramaya başlar.

Neler Olur?

Annesini başka biri ile paylaşmak istemeyen küçük çocuk, davranışları ile bunu anlatmaya çalışır. Bu davranışlar: -Ağlama nöbetleri,
-Hırçın davranışlar,
-Kardeşten nefret etme ve öfke duyma,

-İçine kapanma, -Yemek yememe,

-Oyuncaklarını paylaşmama,
-Kardeşe karşı şiddet uygulama,
-Geceleri uyumama ve ağlama,
-Gece korkuları bahanesi ile anne baba ile yatma, -Altını ıslatma,

-Parmak emme,
-Sürekli huzursuz ve sinirli hareketler,
-Okula gitmemek istememe,
-Eşyalara karşı saldırgan davranışlar, -Biberon ya da emzik isteme,
-Anne ve baba ile sürekli oyun oynama isteği, -Sık sık “Beni seviyor musun?” soruları,
-Can sıkıntısı ve memnuniyetsizlik,
-İntikam duyguları.

Öneriler

-Anne baba, evdeki herkes bebeği çocuğun önünde gösterişli bir biçimde okşayıp sevmekten kaçınmalıdır. -Anne bebekle meşgulken baba da çocukla ilgilenebilir.
-Bebekle ilgili işlerin bitirilmesinde çocuktan yardım alıp, işler bittikten sonra çocukla zaman geçirilebilir. -Çocukla daha önce yapılan parka gitme, oyun oynama gibi etkinliklerin devam etmesine özen gösterilmelidir. -Çocuğa geri plana atıldığı değil, aile içinde her zaman yeri olduğu hissettirilmelidir.

-Çocuğa onunla ilgilenildiği ve onun hala sevildiğini ifade eden sözler davranışlarla da desteklenmelidir. -Kardeşini kıskanmasın diye çocuğu yuvaya göndermek doğru değildir. Çocuk kardeşi geldiği için evden uzaklaştırıldığını düşünecektir. Bu durum çocukta okul korkusuna da neden olabilir. Ancak çocuk zaten okula gidiyorsa o zaman okuluna devam etmesi sağlanmalıdır.

-İki çocuğa bakmanın zor olması nedeniyle anne babalar küçük çocuğun bakıma muhtaç olması nedeniyle büyük çocuğu kısa bir süre için anneanne ya da babaanneye bırakmayı tercih ederler. Bu, kesinlikle yapılmaması gereken bir davranıştır. Çocukta kardeşi geldiği için istenmediği ve sevilmediği düşüncesi yaratır.
-Kıskanmasın diye bebeği sevdikten sonra çocuğu da sevmek yararlı olmayacaktır. Çocuk bu ilgi ve sevginin yapmacıklığını hisseder.

-Anne babanın devamlı “Biz seni ondan çok seviyoruz, sen bizim ilk göz ağrımızsın’’ gibi sözler söylemeleri çocuk için bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü onun tek istediği daha fazla sevilmek değil sadece sevilmektir.
-Anne babalar çocuk kardeşine zarar verir diye onu kardeşinden uzak tutmamalıdır. Zarar verici davranışlarda bulunduğu zaman sinirlenmeden, sakin bir şekilde kardeşine zarar vermesine kesinlikle izin verilmeyeceği açıklanmalıdır. Kardeş kıskançlığı nedeniyle çocuklar kardeşlerine istediklerinden çok daha fazla zarar verebilirler. Ancak yaptıkları davranışlarının sonuçlarını henüz kavrayamadıkları için özellikle 5 yaşına kadar çocuklarla kardeşlerini yalnız bırakmamak gerekir.

-Çocuklar kardeşlerine ablalık ağabeylik yapmaları için zorlanmamalı, kardeşleriyle ilgili birtakım sorumluluklar verilmekle birlikte bu sorumlulukların çocuğun yaşına ve isteğine uygun olmasına dikkat edilmelidir.
-Çocuk kıskanmasın diye bebeği istemiyormuş gibi sözler söylemek bebek çok yaramazmış ve sürekli sorun çıkarıyormuş gibi davranmak da doğru değildir. Örneğin “Bu kardeşin de çok yaramaz sürekli ağlıyor, onu geri

verelim biz’’ gibi bir cümle sarf ettiğinizde çocuk bunun kabul gören bir düşünce olduğunu benimser ve bunu sizin adınıza eyleme dökmeye çalışabilir.
-Çocuklar büyüdüğünde aralarında sürekli kavgalar, dövüşmeler, sürtüşmeler yaşanmaya başlar. Bu durumda anne babanın bu durumun kardeşler arasında yaşanan doğal ve evrensel bir durum olduğunu bilmesi yararlı olur. Böyle durumlarda araya girmemek, anlaşmazlıklarını kendilerinin çözmesi gerektiğini söylemek en iyisidir. Çünkü kardeşler arası kavgalarda kimin gerçekten haklı olduğunu bulmak çok zordur. İkisi de birbirinden şikâyet edecektir. Yanlışlıkla suçsuz olanı cezalandırmanız olasıdır. Genellikle de büyük çocuklar bu kavgalardan haksız çıkarılır “Sen abisin, sen ablasın’’ diyerek suçlanırlar. Bu durum büyüğün küçüğe öfkesini daha da arttırır.

Unutulmamalıdır ki, kardeşler ne kadar kavga etseler de birbirlerini özler ve hatta başkalarına karşı korurlar. Aralarında vazgeçilmeyecek bir bağlılık vardır.

Çocuklarda Konuşma Gelişimi ve Konuşma Problemleri

İnsanlar arası iletişim sağlamanın en önemli yolu konuşmadır. Ailelerin çocuklarının gelişimine ilişkin olarak en öncelikli bekledikleri aşamalardan biri çocuklarının konuşmaya başlamasıdır. Anne-baba olmanın zevkini yaşamak ve çocukların sosyalleşebilmesi için çocukların “dillenmesi” gerekir. Bu mucizevi olay birçok çocukta kendiliğinden gerçekleşir ve çocuklar anadillerini kendiliklerinden öğrenmiş olurlar. Ama bu iş sanıldığı gibi zahmetsiz değildir ve bir anda gerçekleşmez.
Çocuğun iletişimi doğumla birlikte başlar. Çocuğun ağlamaya başlaması ve ağlamayı iletişim için kullanması bile bir çeşit dil becerisidir. Çocuklar, kısa zamanda ağlama seslerinden farklı sesler çıkarır ve işittikleri belli sesleri algılamaya ve yorumlamaya başlarlar. Pek çok çocuk, bir yaş civarı ilk anlamlı sözcüklerini çıkarıp en geç 2-3 yaş gibi düzgün bir şekilde konuşmaya başlar. Ancak bu durum bazen böyle olmayabilir ve çocuklar zamanında konuşmaya başlayamayabilirler. Ya da konuşmaya başlasalar dahi sesleri telaffuz etmeyle ve/veya doğru sıraya dizmeyle ilgili sorunlar yaşayabilirler.
Bu sorunlar aileleri giderek endişelendiren bir hal alır. Bazen bu sorunlar uzun yıllar etkisini sürdürecek ve hatta tam olarak düzelmeyecek sorunların da habercisi olabilir. Çünkü dil ve konuşmayla ilgili sorunları olan çocuklarda sonrasında okuma ve yazmayı öğrenmede zorluklar görülebilir. Yani bu tip çocuklar ileriki yıllarda akademik başarısızlık, öğrenme sorunları, dikkat eksikliği, özgüven kaybı, yaşıtları ile ilişkilerde davranış sorunları ve uyum bozuklukları gibi alanlarda potansiyel risk taşımaktadırlar.

 

Çocukluk Travmaları, Yas ve Çocuk

Çocukluk travmaları, çocuklukta yaşanan beklenmedik ve acı veren, etkisi uzun süren olaylar sonrası gelişir. Çocuklukta bu durumu aşmak, yaşanan olayla mücadele etmek, acı veren olayı yorumlamak çoğu zaman zordur. Etkisi çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine dek sürebilir.

Çocukluk çağında yaşanan bu olay veya durumlar çeşitlilik gösterebilir:

  • Ailedenbirininhastalığı,yadaaniölümü,
  • Cinselistismar,
  • Anneyadababatarafındanterkedilmeler,
  • Şiddet,dayak,kötümuamelegörme,
  • Deprem,selgibidoğalafetler,
  • Trafikkazaları,çocuktaetkibırakacakyaralanmalar,gibi.Yaşanan bu olay veya durumlar uzun süre çocuklarda kâbuslara, geceleri aniden uyanmalara sebep olabilir. Uzun zaman geçse de hatırlanan görüntüler oldukça canlı olabilir.Çocukluk çağında yaşanan travmatik olaylarda anne babanın olaya yaklaşımı, çocuğun algısını değiştirme yetisine sahiptir. Çocuk yaşanan olayla muhtemelen ilk kez karşılaştığından, ne yapması gerektiği konusunda anne babasını izleyerek, onları örnek alır. Bu süreçte anne babanın çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlaması önemlidir. Daha önceden huzurla devam eden aile yaşantıları aniden sarsıntıya uğradığından çocukta kaybolan ilk şeylerden bir tanesi ‘güvende olma’ hissidir. Olaydan sonra çocuğa yeniden güvende olduğu hissettirilmeli, olay hakkında kısa ve net bilgilerle birlikte her şeyin yeniden düzeleceğine dair telkin verilmelidir.Çocuklukta yaşanan olaylar oldukça net hatırlanır ve etkisi uzun yıllar boyunca devam eder. Çocuğu ve bir yakınını tehdit eden bu gibi durumlarda, yetişkinler de çoğu zaman çocuğa nasıl yaklaşacakların bilemeyebilirler.Travma yaşayan bir çocuğunuz varsa…
  • Olayanındanhemensonrayenidenkendisinigüvendehissetmesiiçinonu sakinleştirin ve yanında olduğunuzu hissettirin.
  • Çocuğunuzunkendiduyguvedüşüncelerinisizinlepaylaşmasınısağlayın.
  • Olayhakkındasessizkalmanız,çocuğunolayhakkındakendisenaryolarınıüretmesine sebebiyet verebilir. Çocuğunuzun zihnindeki belirsizlikleri gidermekadına ona yaşına uygun bir şekilde bilgi verin. Sorularını cevaplayın.
  • Çocuğunuzhissettiklerinisizinlepaylaşırken,“Güçlüol,ağlama,üzülmesakın.” demek yerine “Evet, üzüldüğünü anlıyorum…” diyerek onu anladığınızıifade edin. Bu şekilde konuşmanız onun da rahatlamasına yardımcı olacaktır.
  • Çocuklarduygularınıgenellikleresimyaparakifadeederler.Yaşadıklarınıresim yaparak ya da oyun oynayarak ifade etmesini sağlayın.
  • Ailedenbiriniyadabirkaçınıkaybettiyse,onayenidenhuzurlubiryaşamıolması için çalıştığınızı ifade edin.
  • Öğretmeniniyaşananolayveyadurumhakkındabilgilendirin.Travma Sonrası;

Çocukların travmatik bir olay sonrası gösterecekleri tepkiler çok çeşitli olabilir ve bunlar farklı etmenlere bağlıdır:

• Çocuğunyaşı,
• Kişiliği,
• Yaşananolayveyadurumaolanyakınlığı,
• Olaydansonraaldığıdestek,
• Yaşananbugibidurumlarınsıklıkderecesigibi.

Çocuklar yaşadıkları olaylardan yaş dönemlerine göre farklı şekillerde etkilenebilir ve yaşlarına bağlı şekilde farklı tepkiler verebilirler. Olayın gerçekleştiği yaş dönemindeki olgunluğu, onda yaratacağı etkiyi arttırabilir veya azaltabilir.

Travmatik olaylarda çocuğun kişiliği de vereceği tepkileri ve etkilenme düzeyini belirlemektedir. Güçlü bir kişiliğinin olması, çözüm üretebilme yeteneği, travmatik bir olayla baş etme gücü çocukların olaylar karşısında verdikleri tepkiler arasında farklılıklara sebep olur.

Travmatik bir olay sonrası çocuklarda:

  • Sıksıkağlamalar,
  • Uykuveiştahbozuklukları,
  • Kabuslar,geceanidenuyanmalar,
  • Donukbiryüzifadesi,içekapanıklılık,
  • Yalnızolmaisteği,
  • Biröncekiyaşınözelliklerinegeridönme(parmakemme,altıslatma,yeme,giyinme gibi alışkanlıklarda farklılıklar)
  • Annebabaileolanilişkilerdedeğişiklikler,
  • Kardeşkavgaları,
  • Okulavederslerekarşıilgininazalması,
  • Yenidenaynıolayveyadurumuyaşamayadairendişeler,
  • Sürekliolaydanbahsetme,olayhakkındasorularsorma,
  • Dikkateksiklikleri,dalgınlık,konsantrasyongüçlükleri,
  • Huzursuzluk,gibitepkilergözlenebilir.Kimi zamanda çocuklar travmatik olaylar karşısında etkilenmemiş gibi görünebilirler. Fakat olayın etkisini içlerinde yaşarlar. Olayın gerçekliğine inanmak istemeyebilirler. Eğer bir ölüm ya da kayıp varsa o kişiyi ararlar ve gelmesini bekleyebilirler. Geri dönüşün olmadığını fark ettiklerinde duruma ve kaybettikleri kişiye karşı öfkelenebilirler.Çocukluk Travmaları ve PsikoterapiÇocukluk travmaları sonrasında kimi zaman olayın üzerinden belirli bir süre geçince olay etkisini yitirebilir ve kendiliğinden bir iyileşme gözlenir. Kimi zaman da yaşanan olayın etkisi uzun yıllar geçse bile devam eder. Bu durum olayın derecesi, olaydan etkilenenin yaşı, olgunluğu, olayla olan bağlantısı gibi etkenlere göre değişiklik gösterir. Olayın etkisi 6 aydan uzun bir sürede devam ettiği gözleniyorsa uzman desteği almak gereklidir.Çocuklar bazen olaydan etkilenmemiş gibi davranabilir, güçlü durabilir, duygularını yansıtmayabilirler. Bu durumlarda çocukların anlattıkları öykülere, çizdikleri resimlere ve oynadıkları oyunlara dikkat edilmelidir. Eğer çocuk oyunlarında aradan uzun

zaman geçmiş olmasına rağmen olay anını canlandırıyorsa, çizdiği resimlerde olaya yer veriyorsa bu durumda da aynı şekle profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyulur.

Yaşça küçük olan çocukların oyun aracılığı ile duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için oyun terapisi çalışmaları yapılır. Aynı şekilde oyun terapisi ile çocuğa olayla nasıl mücadele edebileceği ve yaşanan bu durumla nasıl baş edebileceğinin mesajları verilir.

Çocuklarda Fobiler

Çocuğun gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmasına fobi denir.

Fobik kişiler belli bir durum, nesne veya aktivite ile karşılaştığında aşırı anksiyete duyar. Çocuk korkularının saçma olduğunun farkındadır, ancak korkularını mantıksal düşünerek engelleyemezler. Bu korkular fobik kişilerin günlük işlevlerinde bozulmaya neden olur.

Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir.

Bu belirtilerden bazıları şunlardır: • Çarpıntı

• Yüzkızarması
• Titreme
• Terleme
• Nefesdarlığı
• Ağızkuruluğu
• Yutkunmagüçlüğü
• Aşırıkorkureaksiyonları • Hırçınlık

Eğer bu ve benzeri belirtiler çocuğunuzda görülüyorsa bir uzmandan yardım almanızı tavsiye edriz.

Okul Korkusu ve Okula uyum süreci

Çocuğunuzun okula başlaması, ailesi dışında yeni bir ortamla ve öğretmeni ile karşılaşması, yeni edineceği arkadaşlarını tanıması günlük hayatına dahil etmesi demektir. Burada üzerinde durulması gereken nokta, çocuk için bu karşılaştığı durumun ‘yeni’ olmasıdır. Yenilik değişim demektir ve değişimlere alışmak sadece yetişkinler için değil, çocuklar için de zor bir durumdur. Bu süreçte çocuk yeni duruma alışmak için fazladan çaba harcar.anne babanın yaklaşımı çocuğa güven ya da güvensizlik mesajı verir. Bu dönemi her çocuk farklı yaşar. Kimi çocuk biraz zorlanır fakat sağlıklı bir biçimde atlatır. Kimi çocuk ise ciddi olarak zorlanır ve bu durumdan sadece kendisi değil anne-babası, öğretmeni veçocukla ilgilenen diğer kişiler de olumsuz etkilenebilir.

Peki, çocuğunuzun hayatındaki bu değişim döneminde anne ve baba olarak çocuğa güvende olduğu mesajını vermek için neler yapabilirsiniz?

* Çocuğunuz okul korkusu yaşıyorsa, bu konundan öğretmeninden destek alabilirsiniz.

* Çocuğunuza ‘Bak ben sabah işe gidiyorum, akşam olunca eve dönüyorum. Sen de sabah okula gideceksin, akşam eve geleceksin ve hep birlikte olacağız.’ gibi cümlelerle bu ayrılığın sürekli olmadığını anlatmaya çalışın. Böylece çocuğunuz kendini daha iyi hissedecektir.

* Çocuğa güvende olduğunu hissettiren bir başka durum, anne babanın eş olarak da iyi anlaşabilmesidir. Eğer anne ve baba eş olarak ilişkilerinde problem yaşıyorsa, çocuk bu durumun kendinden kaynaklandığını düşünebilir ve evde her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için okula gelmek istemeyebilir.

* Çocuğun okul öncesi eğitim aldığı dönemde aileye yeni bir birey katılabilir. Bu dönemde kardeş kıskançlığı yaşayan bir çocuk okula gelmek istemeyebilir. Böyle bir durumda sadece çocuğunuzla, kardeşi olmadan zaman geçirmeye çalışın.

* Çocuğunuz okuldan geldiğinde gününün nasıl geçtiği, okulda neler yaptığı ile ilgilisohbet edin. Sohbetinizi kendi gününüzün nasıl geçtiğine dair konuşarak başlatırsanız, çocuğunuz da anlatmaya istekli olacaktır.

* Çocuğunuza okula gitmesi için maddi ödüller vermeyin. ‘Bak okula gidersen sana oyuncak alacağım.’ gibi cümleler, çocuğun okulu koşullu olarak gidilen bir yer olarak algılamasına neden olabilir; okula gitmek için her seferinde bir koşul öne sürebilir. Çocuğunuzun gün içinde keyif aldığı bir etkinliği anlattığı sırada onu can kulağıyla dinlemeniz, heyecanlanmanız ona yaptıklarının önemli olduğu hissini verecektir. Bu da okulda yapılan etkinliklere katılımını artırır ve daha başarılı olmasını sağlar.

* Öğretmeninizin çocuğunuzla birlikte yapmak üzere size gönderdiği aile katılım etkinliklerini anne-baba olarak çocuğunuzla birlikte yapmanız, çocuğunuzun okula uyum sürecini hızlandıracaktır. Bu etkinlikleri yaparken çocuğunuzla okulla, arkadaşlarıyla ilgili sohbet edebilirsiniz.

* Eğer çocuğunuz bu yeni duruma alışmakta ciddi sorun yaşıyorsa, ebeveyn-çocuk ilişkisinde bağımlılık yaratan unsurlar olabilir. Böyle bir durumda ise mutlaka bir uzmandan destek alarak, çocuğunuzla olan ilişkinizi doğru temellere oturtabilirsiniz. Böyle sağlıklı bir bağlılık duygusu kurabilirsiniz.

Çocukta ve Ergenlerde Mastürbasyon

Çocukluk masturbasyonunun en sık rastlanan şekli el ile genital bölgenin uyarılmasıdır. Mastürbasyon sırasında çocuğun yüzü kızarır ve nefesi sıklaşır. Bir süre sonra bedeni tamamen gevşeyen, terleyen ve uykuya dalan çocuk için erişkinlerdeki orgazma benzer bir süreçten söz edilebilir. En sık rastlanan uygunsuz anne baba tepkileri azarlama, dövme, korkutma ve ayıplama şeklindedir.

Genital ilgi sağlıklı cinsel gelişimin bir parçası olarak görülebilir. Ancak çocuğun günlük işlevselliğini engelleyecek kadar sık masturbasyon bedeni keşfetme hedefini aşan, uyarılma ve gevşeme eğilimlerini çok sık içeren ve başkalarının ilgisini çeken bir davranıştır.

Nedenler:
• Uyaran eksikliği:Güven, sevgi, ilgi vb. yoksunluğu yaşayan çocuklarda görülebilir.

• Medikal sorunlar:Balanit, vulvovajinit, fimozis, idrar yolları enfeksiyonları ya da paraziter hastalıklar gibi genital bölgeye ilişkin yerel irritasyona neden olan hastalıklar ya da dar giyecekler uyarımı başlatabilirler. Yerel irritasyonu başlatabilecek sorunların araştırılması önemlidir.
• Zorlu yaşam olayları

Ne yapılabilir?
• Ana babalarain çocukluk mastürbasyonunun aşırı kaygı duyulacak bir durum olmadığını bilmeleri gerekir

• Çocuğun ilgisini başka bir yöne çekmeye çalışmak.

• Mastürbasyon davranışı ortaya çıkmadan önce çocuğa bu davranışın yerine geçebilecek keyif veren yeni bir seçenek sunmak.

Bağlanma problemleri ve Bağımlı Çocuk

Bağlımlı Kişilik Bozukluğu’nun başlıca özelliği uysal, yapışkan (askıntı) davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak şekilde aşırı bir düzeyde kendisine bakım verilmesi ihtiyacının olmasıdır. Ergenlik ve ergenlik sonrası (genç yetişkinlik) döneminde başlar ve değişik koşullarda ortaya çıkar. Bağımlı ve uysal davranışlar kendisine baktırmak (bakım vermek) üzerine tasarlanır. Bireyin başkalarının yardımı olmadan kendi başına başaramayacağı düşüncesi ise ilgili benlik algısından kaynaklanır.

Bu kişiler başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almazlarsa günlük kararlarını almakta bile güçlük çekebilirler. Girişimde bulunmak ve sorumluluk almak için başkalarının (çoğu zaman tek bir kişi) ön ayak olmasını isterler. Nerede yaşayacaklar, ne gibi işleri olacak, hangi komşuyla yakın görüşecekler gibi konularda karar verirken anne, baba ya da eşe bağımlıdırlar. Böyle bozukluğu olan ergenler, ne giymeleri gerektiği, kimlerle arkadaşlık etmeleri, hangi okula gitmeleri, hangi hobileri seçmeleri konularında anne ve babaları karar versin isterler. Sorumluluğu başkalarının almasını istemeleri yaşlarına ve durumlarına uygun değildir (küçük çocukların gereksinimleri, yaşlı ve özürlü kişilerin yardım istemesinden bu durum farklıdır).

Bu kişiler sevgileri kaybetme, destekleri yitirme, ya da kabul görmeyecekleri korkusu ile bağımlı oldukları kişiler başta olmak üzere , diğerleriyle aynı görüşte olmadıklarını söylemekte çoğu zaman güçlük çekerler. Tek başına başaramama inancı öylesine yerleşmiştir ki, yanlış olduğuna inansalar bile, rehberlik eden kişinin önerilerini uygularlar. Kendilerinden uzaklaşacak kaygısı ile gereksinim duydukları şeyleri söyleyemeyip, kızgınlıklarını gösteremezler. Misillemeden korkarlar.

Tasarıları başlatamazlar. Kendilerine güvenmedikleri için, işi başlatmak üzere başkalarını beklerler; çünkü bir kural olarak başkaları kendilerinden daha iyi yapar; onlar yardımsız yapamazlar. Kendilerini beceriksiz sunarlar. Eğer yeterli destek görürlerse işlerini iyi yaparlar. Daha yeterli biri olmak ya da daha yeterli biri olarak görünmekten korkarlar. Çünkü bu durumun terkedilmelerine yol açacağına inanırlar. Sorunlarının çözümü için başkalarına güvendikleri için bağımsız yaşama becerileri geliştiremezler ve bir kısır döngü ile bağımlılıkları artar.

Bu kişiler bakım ve destek almak için, akla yatkın olmasa da başkalarının hoş olmayan isteklerine boyun eğecek kadar aşırıya gidebilirler. Önemli bir bağı sürdürme ihtiyaçları çoğu zaman dengesiz ya da çarpık ilişkilerin doğmasıyla sonuçlanabilir. Olağandışı özverilerde bulunup, sözel ya da cinsel olarak kötüye kullanıma katlanabilirler. Kendilerine bakamayacakları inancı öylesine yerleşmiştir ki, tek başlarına kaldıklarında kendilerini rahatsız ve çaresiz hissederler. Sırf tek başına kalmamak için önemli buldukları kişinin peşine takılıp giderler. Yakın bir ilişkileri sonlandığında (sevgiliden ayrılma, bakan kişinin ölümü gibi) DERHAL bakım ve destek kaynağı olarak başka bir ilişki arayışı içine girerler. Yakın bir ilişkileri olmadığında “olamayacakları” inancıyla başka birine gelişigüzel bağlanabilirler.

Aşırı ve gerçek dışı bir korkuyla, sağlam bir delilleri olmadığı halde terkedilecekleri endişesi yaşarlar. Kendi kendilerine bakamayacakları korkusu ile gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorarlar. Genelde kötümserdirler, kendilerinden kuşkulanırlar. Yeteneklerini, sahip oldukları değerleri küçümserler ve sürekli kendilerini ” aptal ” olarak tanımlanıyor olabilirler. Eleştirileri ve kabul görmemeyi değersiz olduklarının bir kanıtı olarak alıp, kendilerine olan güvenlerini yitirirler. Başkasının kendisini aşırı bir düzeyde koruyup, kollamasını ve üzerlerinde egemenlik kurmasını isterler. Girişimci olunması gereken bir meslekte başarısız olabilirler. Sorumluluk alma ve karar verme durumlarında endişe ve gerginlik başlar.

Toplumsal ilişkileri kişinin bağımlı olduğu birkaç kişi ile sınırlıdır. Duygu durum bozuklukları başta olmak üzere, diğer kişilik bozuklukları : borderline, çekingen ve histerionik kişilik bozuklukları ile birlikte görülür.Çocukluk ve ergenlikte uzun süren (kronik) fiziksel hastalık ya da ayrılma anksiyete bozukluğu geçirmiş kişi de bu bozukluğun gelişmesine zemin hazırlayabilir.

Bağımlı davranışların yaşa ve sosyokültürel grupların etkenleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir. Kültürel değerlere göre fazla ise ya da gerçek dışı kaygılar yansıtıyorsa bu tanı konmalıdır. Çocuklara ve ergenlere bu tanı konulurken çok dikkatli olunmalıdır. Çocuk ve ergenin rehberliğe ihtiyacı olması farklı bir durumdur.

Bağımlı kişilik bozukluğu ruh sağlığı kliniklerinde en sık karşılaşıldığı bildirilen bozukluklardan biridir. Kadınlarda ve erkeklerde eşit görülür. Ortak özelliklere sahip olduğu için diğer kişilik bozuklukları ile karıştırılabilir.
Bağımlı kişilik bozukluğu daha çok boyun eğer, tepkisel ve yapışkan davranışlar gösterir. Borderline kişilik bozukluğunda da terkedilme korkusu vardır ama bu kişi duygusal olarak boşlukta kalma, öfke duyguları ve isteklerde bulunma ile tepki

gösterirken. Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişi terkedilmeye suskunlukla ve boyun eğerek tepki gösterir. Böyle bir durumda derhal onun yerini tutacak başka bir ilişkinin arayışına girer. Histerioniklerse güvence verilmesine ve kabul görmeye karşı güçlü ihtiyaçları vardır. Bunlar da çocuksu ve yapışkan görülürler. Ancak silik ve yumuşak başlı davranışlarla davranan bağımlı kişilik bozukluğundan farklı olarak histerionikler aşırı derecede süslü olmaları ile belirlidir ve ilgi çekmek için özel bir takım çabalar harcarlar. Çekingen kişilik bozukluğunda öylesine güçlü aşağılanma ve reddedilme korkusu vardır ki, kabul görüleceklerinden emin olana dek kendilerini geri çekerler. Bunun tersine bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler, ilişkilerden kaçmak ya da kendilerini geri çekmekten çok, önemli buldukları diğer kişilerle bağlantı kurma ve bu bağlantıyı sürdürme çabası gösterirler.

Çocuk Merkezli Oyun Terapisi

Oyun terapisi, çocukların problemleriyle çalışmanın büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Terapi süreci boyunca, terapist çocuk ve ailesi hem birlikte hem de ayrı ayrı görüşür. Birlikte yapılan görüşmeler, çocuğun ailesiyle olan ilişki dinamiğini anlaşılması, problemlerin nedenlerine aile ilişkisi çerçevesinde farkına varılması bakımından çok önemlidir. Terapist ile çocuğun birebir yaptığı görüşmelerde, çocuğun ihtiyaçlarının anlaşılması, çoğu kez oyun oynama yoluyla problemlerini ifadesi önemli olmaktadır.

Çocuk terapisi süresince, oyun terapisini aile ile işbirliği içinde yürütmenin sorunların çözümünde büyük bir payı vardır. Terapilerin sıklığı ve işleyiş, çocuğun problemlerine özgü olarak, aile ile işbirliği içinde kararlaştırılır. Gerektiğinde bazı bilişsel ya da projektif testler uygulanabilir. Terapist ile çocuk arasında güvenin sağlanması çok önemlidir. Bu güvenin sağlandığı takdirde bozulmaması ve çocuğun yaşadığı problemlerin tekrarlanmaması adına seanslara düzenli katılım dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

 

• • • • • • •

 

Leave a Reply

Your email address will not be published.